Barışın Sesi Çıkmıyor
Birleşmiş Milletler’in 5 Mart Uluslararası Silahsızlanma ve Yayılmanın Önlenmesi Farkındalık Günü, insanlığın ortak geleceği için silahların gölgesinden kurtulma çağrısı yapıyor. Ancak veriler, dünyanın bu çağrıya kulak asmak yerine cephaneliklerini doldurmaya devam ettiğini gösteriyor.
5 Mart; Birleşmiş Milletler’in A/RES/77/51 sayılı kararıyla ilan ettiği Dünya Silahsızlanma ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Farkındalık Günü. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değil: 5 Mart 1970’te Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) yürürlüğe girmişti. 56 yıl sonra 2026 yılında ise Orta Doğu alevler içinde, dünya askeri harcamaları tüm zamanların zirvesinde ve müzakere masaları büyük ölçüde boş.
RAKAMLARLA KÜRESEL TEHDİT
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) son raporları, dünya genelinde askeri harcamaların tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını ortaya koyuyor. 2024 verilerine göre küresel askeri harcamalar 2,7 trilyon doları aşarak rekor kırdı. Bu, Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana kaydedilen en yüksek artış oranı olan yüzde 9,4’lük bir sıçramaya karşılık geliyor. Dünya on yıldır her yıl bir önceki yıldan daha fazla silahlanıyor.
Nükleer Tehlike: BM verileri, nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarına rağmen, nükleer devletlerin modernizasyon çalışmalarına hız verdiğini belirtiyor. Halihazırda dünyada yaklaşık 12 bin 121 nükleer başlık bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı “yüksek alarm” seviyesinde bekletiliyor.
Küçük Silahlar: Sadece nükleer değil, konvansiyonel silahlar da büyük tehdit. BM, her yıl binlerce sivilin illegal yollarla yayılan küçük ve hafif silahlarla hayatını kaybettiğini vurguluyor.

2024 yılında dünya genelinde silahlı çatışmalar nedeniyle yaklaşık 150.000 ile 230.000 arasında insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2024 yılında çatışmalardaki sivil ölümleri bir önceki yıla oranla ciddi bir artış gösterdi. Kaynak: Our World In Data
SAVAŞIN EKONOMİK BEDELİ
Dünya Bankası, çatışmaların sadece can kaybı değil, nesiller boyu sürecek bir ekonomik yıkım getirdiğine dikkat çekiyor. Kişi başına düşen küresel askeri harcama, 1990’dan bu yana ilk kez 334 dolara yükseldi. Küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2,5’i artık silahlara, savaş gemilerine, füze sistemlerine ve orduların beslenmesine ayrılıyor. Büyük ya da yoğun silahlı çatışma yaşayan ülkelerde bu oran ortalama yüzde 4,4’e çıkıyor.
NATO üyeleri 2024’te toplam 1 trilyon 506 milyar dolar harcayarak dünya askeri harcamalarının yüzde 55’ini tek başına karşıladı. İlk beş harcamacı — ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan — küresel toplamın yüzde 60’ını oluşturdu. Ortadoğu’da ise dikkat çekici bir tablo var: İsrail’in askeri harcamaları 2024’te yüzde 65 artışla rekor kırdı; Türkiye yüzde 12, Suudi Arabistan yüzde 1,5 arttırdı.
Rapora göre:
* Yüksek yoğunluklu çatışmalar, bir ülkenin kişi başına düşen GSYH’sini ilk beş yılda %20 oranında eritiyor.
* Ortadoğu’daki mevcut gerilimler, küresel enerji fiyatlarını istikrarsızlaştırırken, gıda güvenliğini de tehlikeye atıyor. 2024 yılı itibarıyla çatışma bölgelerinde yaşayan yaklaşık 200 milyon insan akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya.
SİLAHSIZLANMA MİMARİSİNİN ÇÖKÜŞÜ
1970’te yürürlüğe giren ve 1995’te süresiz olarak uzatılan NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması), nükleer silahların yayılmasını önlemek, barışçıl nükleer enerji kullanımını teşvik etmek ve silahsızlanma sürecini ilerletmek için tasarlanmıştı. Soğuk Savaş döneminde SALT ve START antlaşmalarıyla pekiştirilen bu mimari, 2000’li yıllardan itibaren adım adım erozyon yaşadı. Rusya, 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından giderek artan biçimde nükleer tehdit söylemine başvurdu; Şubat 2023’te Yeni START Antlaşması’nı askıya aldı, 2 Kasım 2023’te Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nı feshetti, 7 Kasım 2023’te ise konvansiyonel kuvvetleri sınırlayan AKKA Antlaşması’ndan çekildi. ABD daha önce INF Antlaşması’ndan ve Açık Semalar Antlaşması’ndan çıkmıştı. Böylece onlarca yıllık müzakerelerle oluşturulmuş silahsızlanma çerçevesi, büyük ölçüde işlevsiz hale geldi.
SAVAŞLAR NEDEN ÖNLENEMİYOR?
Bu kadar veri ve acı tecrübeye rağmen dünya neden silahlardan vazgeçemiyor? Siyaset bilimciler ve iktisatçılar bu soruyu üç ana başlıkta yanıtlıyor:
Güvenlik İkilemi: Bir devletin güvenliği artırmak amacıyla aldığı her önlem, rakibini tehdit olarak algılıyor ve karşı silahlanmaya yöneltiyor. Bu kısır döngü, küresel askeri harcamaları her yıl yukarı çekiyor. SIPRI’nin 10 yıllık verileri tam da bunu doğruluyor: Harcamalar 2015-2024 arasında yüzde 37 arttı; ancak dünya daha güvenli değil, aksine daha fazla çatışma yaşıyor.
Silah Sanayi Lobisi: Savaş ekonomisi, barış ekonomisinden çok daha büyük. Silah üretimi devasa bir ekonomi yaratıyor. Dünya genelinde savunma sanayi devleri, politika yapıcılar üzerinde önemli bir etki alanı oluşturuyor. ABD’nin 2024 bütçesinde tek başına F-35 programına ayrılan pay 61 milyar dolar; bu rakam pek çok ülkenin toplam kamu bütçesini aşıyor. SIPRI verilerine göre en büyük silah ihracatçıları, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin de daimî üyeleri.
Kısa Vadeli Siyasi Hesaplar: Demokratik ya da otoriter, hemen her hükümet için seçmenlere ya da güç blokuna verilecek en kolay mesaj güç söylemi. Silahlanma, kısa vadede siyasi kazanım sağlarken uzun vadeli barış inşası sabır, zaman ve zaman zaman siyasi bedel gerektiriyor.
Küresel Yönetişim Krizi: Birleşmiş Milletler gibi yapıların yaptırım gücünün zayıflaması ve büyük güçlerin veto yetkisi, uluslararası hukukun etkinliğini azaltıyor.
Halbuki bugün harcanan 2,7 trilyon doların küçük bir kısmı bile dünyadaki açlığı bitirmeye ve ekosistemi korumaya yetiyor.
Kaynak: Magma Dergisi