“Hakikat Yolu” kavramı/tanımı üzerinde yaşadığımız dünyanın birkaç yüz kilometre karelik coğrafik parçasında yaşayan, günümüzde çoğunluğumuzun hayranlıkla, övünerek terennüm ettiğimiz, adı/ismi/tanımı Osmanlı tahrir defterlerine “Dersim/(“Desim”), halefi Türk ulus-devletin resmi kayıtlarına “Tunceli” olarak yazılan, ancak çok yaygın olmasa da habitatta yaşayan toplulukların bilge insanları ile kavramın anlam farkındalığını kavramış genç kuşak bireylerin yaşadıkları coğrafyayı, canlılar alemiyle örtüşen, özgünlükle, “Mameki(ye)/Kalan” tanımıyla adlandırdıklarını birçoğumuz duyuyor veya bizde günlük konuşmalarımızda telaffuz ediyoruz. Habitatta yaşayan toplum/topluluklar yaşayış tarzına özgü, yaşamıyla bütünselliğinin gerçekleşebilir umudun canlı, dinamik kaynağı olan doğayla buluşturduğu yolunu, inancını, yaşam formunu tarif ederlerken, “Rêya ma Rêya Haqîqatîya“-(“Yolumuz Hakikat Yoludur”) kavramlarını kullanırlar. Her iki kavramın otantik, onomastik, linguistik uygunluğunun açıklamasının dil bilimcilerin bilimselliğine “uygun” olup-olmadıkları, etimolojik kökenini aramanın nafile çaba olacağına inanıyorum. Kavramlarda, tanımlarda, isimlendirmelerde aranması gereken uyumluluk, habitatta yaşayan toplulukların/toplumların, insan gruplarının doğayla, canlılar alemiyle uygunluğudur. Coğrafyada yaşayan insanlarda bu minvalde antropolojilerine denk düşen tanımları keşfederek, kullanarak yaşam tarzının gerçekliğine uygun kavramlarla ifade etmişlerdir.
“Hakikat Yolu” kavramı sıradan, basit metafor, alegorik, iki sözcük, iki kelime, iki tanım değildir. “Hakikat Yolu” özgürlük tutkusu, etik, ahlaki anlam yüklü değerler bütünlüğünü içeren bütünsel kavramdır. Kavramların, her biri yaşamsal değeri yüce olan kadim kavramları belleklerinde hafızlarında saklı tutarak uyum içinde günümüze doğayla kadar gelebildiler. Yazısız, sözlü/sözel gelenekle varlıklarını, varoluşlarının temel insani değerlere borçlu olduklarını unutuyoruz.
Mameki(ye)/Kalan coğrafyasına yaşayan insanların tek tip homojen topluluk olmaktan ziyade, geçmişinden günümüze kültürel çeşitlilikleriyle yerleşimcilere açık olduğunu ifade eden tanımlamadır. Tanımın doğaya uygun yaşamla, yardımlaşma/dayanışma, paylaşımla, doğanın doğal varlığı hayvanlar aleminin üyesi olduğunu kabullenmek vb. gibi İnsani değerlerle bütünleşmiş içkin topluluklar/toplumsal figürler olduklarını belirtir. Homojen etno-kimlikçilikle, etno-dilsel tanımlamayla, etno-dinsel dogmalarla kendilerini sınırlamayan, farklılıklara karşı sekterleşmeye, dıştalamaya, ötekileştirmeye rıza göstermeyen; yaşam tarzlarının en doğal haliyle çoğulculuğu, çeşitliliği, farklılıkları ve hiyerarşisiz doğal örgütlülükleriyle, özgürlükçü sosyolojik yapılarıyla Hakikat Yolu talip toplulukları pejoratif etnik kimlikçi ulusal oluşumlar dışında görüp, yorumlayabilirsek onları daha iyi anlayacağımıza, kavrayacağımıza inanıyorum.
Varoluşlarının temel yaşamsal alışkanlarını; doğayla-canlılar alemiyle nasıl uyumlu yaşanmalı inancını, geleneklerini, ritüellerini, tecrübe ve birikimlerini nesilden nesle yazısız, sözlü/sözel aktarımlarla günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş toplulukların yaşamını yazıya dökmenin kaçınılmazlığını dayatan, zorlayan resmi uygarlık tarihi hiyerarşisiz, efendisiz, tanrısız, tiransız, devletsiz topluluklara devlet, kimlik, etnosentrik giysi biçmektedirler.
Yazıya aktarmanın önünde ciddi engeller/bariyerler var; Distopik yazılı resmi tarih, egemenlerin uygarlığı/medeniyetinin binlerce yıldır üzerine karabasan misali çöktüğü doğal, hiyerarşisiz toplulukları “uygarlaştırma/medenileştirme evcilleştirme” baskısı; aydınlanma, modernitenin özcü/kökçü etno-kimlikçilik, etno-dilci milliyetçilik, ulusçuluk, devlet vb. gibi yeni dinsel tarikatçı akımlar, Marksizmin, “Bilimsel, diyalektik tarihsel materyalizmin düz çizgi üzerinde ilerleyen tarih-toplum efsanesi, süregelen beş-altı bin yıllık hiyerarşiyle bütünleştiğinde doğal, ekolojik toplulukların asimilasyonlarla, baskılarla yazısız, sözlü/sözel gelenekleriyle ifade ettikleri özgürlükçü kavramların yerine distopik kavramların ikame edildiğini/edilmeye çalışıldığını anlayacağız. Yaşamlarını yazıyla aktarmanın sıkıntısı, derdi, zorunluluğu uygarlık merkezlerinden etkilenen, merkezlere yakın toplulukların olması topluluklar/toplum içinde gelişen uygarlık/medeniyet, aydınlanma, modernite. özcü/kökçü/kökenci modernitenin etnosentrik teşne resmi tarih içinde tarih yazmayı amaç edinenler hakikat yolu topluluklarına en ciddi zararı vermektedirler.
Aydınlanma/modernite ve kapitalist zihniyetin yeni toplumlar ideolojisi/teorisi, felsefesinden kendisine “farklı yol” çizmeye çalışan Marksizmin’de Hakikat Yoluna talip toplulukların yaşam tarzında boyutları korkunç tahribata yol açtığını, yaratılan tahribatın birkaç kuşağı etkileyerek, doğadan-toplumsallığından kopuşu olumsuz anlamda radikalleştiren savrulmalara, dağınıklığa, parçalanmalara sebep olduğu kavrandığında Hakikat Yolu talip toplulukların yaşamını yazıya dökmenin ciddi dezavantajları anlaşılacaktır.
Bu toplulukların/toplumların üyesi olarak, doğadan, yaşam gerçekliğimizden koptuğumuzu, son kuşak gençliğin aydınlanmacı/modern, uygar/medeni olma hevesiyle kapitalist modernitenin uyduruk yaşam tarzına doğru kaydıklarını görüyorum/görülüyor.
Şu yanlış anlayış gelişmemelidir. Yeryüzünde yazısız, sözlü/sözel geleneklerle yaşayan, efendisiz, yöneticisiz, devletsiz vs. tek biricik topluluklar/toplum “Hakikat Yol”u değildir. Benzer topluluklar var ve yaşamlarını, doğanın doğal yasalarını insan yaşamına uyarlamış sayısızca topluluklar var. Êzîdîler, Kanada, Grönland, Alaska, Sibirya’da yaşayan “İnuit/İnuk”lar# Amerika yaşayan “Kızılderili” olarak bildiğimiz, “Kızılderili” kavramını hakaret sözcüğü olarak kabul eden Ohloneler, Amazon Cangillarında yaşayan kabileler, Asya steplerine, Moğolistan bozkırlarına yayılmış göçebe topluluklar, Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır’ın dışında, Mali, Nijer ve Moritanya gibi ülkelerde de dağlı-çöl kabileler; Yeni Gine’de yazısız topluluklar benzeri sayısızca yerli, gezgin, gruplar, kabileler, topluluklar kendine özgü gelenekleri ve dilleri olan yerli kabilelerdir. Bu topluluklar genellikle uzak ve izole bölgelerde yaşar, yazılı bir dil yerine sözlü geleneği sürdürürler.
Hakikat Yolu toplulukların tarihi yazılmalı. Ama bilinmeli ki Homeros’un destanlarındaki Trojan’ın efsanevi kahramanları, Sümerli tanrı-krallar Ea, Enki, Enlil, Gılgameş, Antik Yunan tanrılar panteonun baş tanrı Zeuslar yok. Arkeolojinin toprak altından çıkarılan Göbeklitepe, harabeleri, Sümer Zİgguratları, Babil’in Asma Bahçeleri, Mısır piramitleri, İnka, Maya, Aztek’in tanrılarına kurban sunulan sunaklar yok. Kaleler, surlar Bunlarsız tarih olmaz! Uygarlık tarihi arkeolojinin yeryüzüne çıkardığı harabelerin üzerine kurulmuştur. Yazısız, sözlü/sözel toplulukların tarihi kelam, kavramlar, “iyi düşünceler, güzel sözler doğru eylemler” üzerine kurulmadan hakikat yoluna talip topluluklar doğru tarif edilemez.
Yazılacak topluluklar, Sabah doğan Güneşe duaya duranların, su kaynaklarını niyaz/lokmalarıyla ziyaret edenlerin, ziyaretgahlarında ateşi söndürmeyenlerin, meclislerinde düşkünlerin dara kaldırıldığı, toprağın bereketine/bolluğuna aşkla bağlı olanların tarihi Sümerlerin Zigguratları, Göbeklitepenin Karahantepe’nin taşblok yapılarıdan, Babil Kulelerinden, Mısır piramitlerin lanetli tarihinden kurtulmadan hakikat yolu talip toplulukların yazısı yazılamaz.
Hiyerarşisi olmayan yatay topluluklarda yatay örgütlülük, herkes eşit bilgiye erişir, herkes anlatıcıdır, herkes dinleyicidir. Topluluğun doğal bilge önderi kadın-erkek dapir/pir, mürşit, veya yaşlı bilge saygı görse bile, dayatabileceği mutlak otoritesi yoktur asla kabul edilemez. Topluluk, ortak konsensüsün pratik alanı arınma ve yargılanma cemleridir. Cemlerde talip toplulukları ortak hareket ediyorsa, yaşam tamda konsensüsle şekillenir. Örnekler de Amerika yerli Ohlene toplulukları, İnuitler, Kuzey Afrikanın sınır tanımayan “Berberi” olarak tanıdığımız aslında kendilerini özgür insanlar topluluğu anlamını ifade eden Amazighler vb. yazısızdırlar ve oldukça eşitlikçidirler. Avustralya Aborjinlerinin on binlerce yıllık sözlü geleneği, merkezi otorite olmadan işledi. Pygmy toplulukları, San halkı gibi avcı-toplayıcı gruplarda dillendirildiğinde onlar adına tarih yazmaya çalışıyorlar.